…kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazan bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazan da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum.Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum .Kafamda, hiçbir şeyle değişmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana herşeyden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor… Fakat sonra birdendire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum.Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bi hal aldığımı tasavvur edemezsiniz.
Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara. .
| — | Şems-i Tebrizi |
Gençlik nereye gidiyor ?
Can Dündar yazısı
Milliyet’in 3. sayfasında bir haber :
“12 yaşındaki kız internette tanıştığı adama kaçtı. “
Sayfayı çevirin:
Edirne’de sevişirken görüntülenen liseli kızın fotoğrafları…Ve günlerdir Mardin’den Sivas’a kadar Türkiye’nin dört bir yanından 12 -13 yaşında küçük kızlara tecavüz haberleri…
Madalyonun bir yüzünde ağzı salyalı sübyancılar var. Peki diğer yüzünde?…
Alttan alta inanılmaz bir ” ergen ihtilali “yaşadığımızın farkında mısınız? Son zamanlarda bir lise mezuniyet balosunda bulundunuz mu hiç? Gitseniz, gördüğünüz ağır makyajlı,cesur dekolteli, yüksek topuklu, cep telefonlu kızların 16 - 17 yaşında olduğuna inanabilir miydiniz acaba?
Levent’te bir estetik kliniğinde görevli bir uzmanla görüştüm.
Dinlediklerime inanamadım:
” 14 - 15 yaşında kızlar, ana babalarından habersiz gelip kaşlarını kaldırmak, fazla yağlarını aldırmak, selülit tedavisi yaptırmak istiyor ” muş.
Geçenlerde bir kız elinde Angelina Jolie ’ nin fotoğrafıyla gelmiş ve ” Bunun ki gibi dudak istiyorum ” demiş.
18’ lik bir lolita da göğüslerini büyütmesi için yalvarmış.
” En büyük istekleri ” neymiş biliyor musunuz?
Zara’nın ya da Diesel’ in 34 bedenine sığmak…Bunun için yarışıyorlarmış: ” Çünkü televizyonda gördükleri mankenler 34 beden giyiyor. Onu giyebilmek için 44 kilo kalmaları lazım.
Bunun için resmen aç geziyorlar. Gün boyu yedikleri, bir kase yoğurt, iki tas salata, sigara, kahve ve kola… 500 kaloriyle yaşamaya çalışıyorlar. O yüzden vücutlarında demir, sodyum eksikliği var.
Yanlış beslendikleri için vücutları hızla deforme oluyor, müdahale için de bize geliyorlar. “
Uzman, bunun son 3 yılda gözlenen bir ” patlama” olduğunu söylüyor:
“Ben de anneyim, 18’lik ’ lipolu ’ (yağ aldırmış) kızları görünce dehşete kapılıyorum.
Biriktirdiği 300 - 500 milyonla gelip; ’ Dudağımızı şişir’ diyenleri ’ Bırakın dudağınızı da gidin kafanızı şişirin’ diye geri yolluyorum. “
Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekoloğun gözlemleri daha da çarpıcı:
“Genç nüfusta müthiş bir uyanma var ” diyor. 17 - 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için başvurduğunu söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor :
Batı’da ergenlik yaşı 16 - 17’ den 11 - 12’ ye geriledi.
Amerika’da10 yaşa kadar düştü. Genç kızlar annelerinden çok daha erken adet görüyor artık…
Bunun, iklimden beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden biri ” psiko -
seksüel uyarımın artması “…Yani, okulda, çevrede ve özellikle de medyada cinsel teşhirin yaygınlaşması… Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor, cinselliğin keşfini hızlandırıyor.
Özellikle varlıklı kesimden gençler, lise çağında, özentiyle büyük ve seksi görünme derdine düşüyor. Karşı cinsi de sadece bir seks nesnesi olarak görüyor. Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik ayakkabılarıyla genç görünme çabasında…
Küçükler büyük, büyükler küçük görünmek için yarışıyor adeta…
Kimseyi suçlamayalım; bu tablo bizim eserimiz:
İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkeden ne bekliyordunuz ki?
Kafasını çalıştıranların kafasını koparırken, kalçasını çalıştıranları baş tacı eden bir toplumda nasıl çocuklara “
Göğsünü değil, kütüphaneni büyüt ” öğüdü verebiliriz ki?
Yasak çare değil… Beyin faaliyetine itibar kazandırmaya ve öncelikler konusunda topyekün bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var.
Bu toplum nereye gidiyor sizce..
CAN DÜNDAR

”Göz göze gelsek kör olacaktık.
Konuşsak sözler bitecekti.
Ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk…
Gözlerimizi birbirine değdirmeden öylece oturalım
ve bir bardak demli çayın insanın yüreğini ısıtan şefkatine sığınıp susalım…
Masada çay bardakları ve senin ellerin olsun.”
Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim.
Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim.
|Nazan Bekiroğlu
Ve Aşk şikayetçi…
Dedi ki;
“Sehvet için lekelediler beni…
Oysa ben,
Rabbin ve Habib’in yaninda kullanilan bir kelimeydim
ashab döneminden beri..”
Bana aldanmayın!
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasın.
Binlerce maskem var,
Çıkarmaya korktuğum,
Ve,
Hiçbiri ben değilim…
Olmadığımı göstermek
İkinci doğam oldu.
“Kendinden emin biri” dersiniz,
Sanki güllük gülistanlık
Benim için herşey…
Adım güven belirtir,
Ve,
Oyunumun adı
“Ağırbaşlılıktır”.
İçimde ve dışımda denizler sakin,
Her şeyin kumandanı ben…
Kimseye gereksinme duymayan
Ben…
Fakat, inanmayın bana,
Lütfen!…
Herşey dışta düzgün ve cilalı,
Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
O maske!..
Altta ne güven ne de rahatlık…
Altta,
Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
Gerçek ben!…
Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla…
Kimsenin bilmesini istemem…
Zayıf taraflarımı düşündükçe
Titrer ve sararırım…
Ya başkaları görürse iç dünyamı…
Gerçek ben ve yalnızlığımı!
İşte,
Maskelerimi onun için takarım…
Onun için, arkalarına saklanacak
Maskeler yaratırım…
Onlar,
Gösterişte kullanabileceğim
Parlatılmış yüzlerim.
Beni korur, bakan gözlerden…
Beni olduğum gibi kabul edecek,
Sevecek
Bakışları bulamazsam,
Solacak kuruyacak gerçek ben…
Ve,
Ben bunu biliyorum.
Beni kendi maskelerimden kurtaracak,
Kurduğum hapishaneden kaçıracak
Diktiğim engellerden aşıracak,
Beni seven,
Beni anlayan
Bakışlar olacak. Bana,
“Sen değerlisin” diyecek,
“Maskesizken daha bir insansın”
“Daha yakın, daha bir dostsun”
Diyecek bir bakışa
Beni gören bir bakışa
Muhtacım…
Benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!…
Uyarırım seni dost!..
Uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,
Sana kendini kolayca açamayacaktır…
Bütün gücümle tutunacağım maskelerime
Ne kadar sokulursan yakınıma,
O denli şiddetli geri iteceğim seni…
Kim olduğumu merak ediyor musun?
Hiç merak etme…
Ben çevrendeki
Her erkek ve kadınım…
Maske takan her insanım
Charles C. Finn
Mevlana Kime Aittir?
..
-İranlıların, Türklerin ve Rusların Mevlana’nın İranlı, Türk veya Rus oluşu hakkında tartışmalar yapması ne kadar çirkindir. Atatürk, Nadir Şah ve Büyük Petro ülkelerine aittir. Ya Mevlana? Mevlana hiç kimseye ait değildir; o, Mesnevi’yi hisseden kimseye aittir. Ya Şems kime aittir? Mevlana’ya. Ya Mevlana’nın ihvanı? Ailesine ve mahallesine aittir, Mevlana’ya değil; sadece sıradan insanlar birilerinin mülkiyetine girer ve onlara ait olurlar.
Ali Şeriati
